Interior Architect and Designer

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Halka

Bir metal halka içinde kaybolur her şey 
Ruhundaki girdap
Hayalleri süpüren  
Bir elektrikli süpürgedir beyninde gezinen. 
Takılınca tanınmaz olur çiftler 
Devamlı çalınan telefonlar 
Yolun basında teklemeye başlar.
Zamanla sessizleşir.
Eve gidince kapıda beklermiş gibi olur telefonun ucundakiler
Hatırı kırılmasın rutinleri başlar.
Heyecanla sesi beklediğine 
Bir mesaj atması zor gelir.
Su da bir bitsin bu da derken 
Dört duvara bile girmediğin insanla
Arana girivermiş duvarlar 
Nasılsa halkası var diye.
Hep evde sandığın eldekini beğenmez olursun.
Bir de işin sonunda 
Dimyat'a giderken evdeki bulgurdan olmak vardır. 
 
Müge İMGA
 
 

Sorarım


İstediğin oldu mu? 

Herkesin toplandığı o tahta kutu

Yanı başından yükselen bir ses 

Hayatın tamamının özeti değil mi sence 

Giydiğin o beyazlara yetti mi ?

Takılıp gittiğin bir avuç paraya

Sürüklendiğin o mavi, bembeyaz bir huzur verdi mi ?

Onun derdinden yıktığın yuvan geri geldi mi ?

Diktiğin gözlerin simdi karaları gözler iken umut veren beyaz önlüklü oldu mu sana
Müge İMGA  

 

 

Gittiğim gün

Gökyüzüne sıçrar hüznüm 
Bulutlar çeker alır gözyaşlarımı 
Basına Karalar barlar yas tutar bu gönül 
Gelene gidene hiddetini salar.

 
İflah olmaz anılar sarar etrafımı
Düğümlü boğaz geçit vermez
Tatsız lokmalara
İçtiğin su kar etmez çöl olmuş bağra
Bakışlarını unutturmaya niyetli gözler kapanmaz
Ensemde gözlerin beni izlerken
Her köse basına vurur gölgen 
Bir parçası kaybolmuş puzzle gibi tamamlanmayı bekler. 

25 Ocak 2015 Pazar

Siyanür Ruhlular

Ruhumdaki kara taşları atarken birbir denize 
Yaşlı amcadan kağıttan gemilere ruhunun karalıklarını yazmayı öğrendim.
Hep mi mutsuzsun dedim.
İçimdeki sesten duyamam seni evlat
Görünmez yüksek kara duvarlar 
Herşeyin şekillendirildiği kalıplar 
Cevapsız sorularda saklı kurallar 
Burada idealizm var dedi.

Bembeyaz kağıtlar bile dolarken 
Güneşin bile kavurup yakmadığını
Hayallerin zehirlendiğini
Deryalar kadar yüreğin bile 
Yıllarca siyanürlendiğini
Masmavi denizin hergün kin,nefret,öfke 
Geçmis hesaplaşmalarla karardığını
Okyanusların dahi başa çıkamadığı 
Sevgisizliğin, anlaşmazlığın dozunun arttığı
Hergün mutsuz yüzlerin birilerini daha yaftaladigini gördüğümde
Uzaklara yelken açıp başka koylarda
Deniz mavisi gök maviliğinde 
Pembe insanların olabileceği ümidiyle 
Kürek çekmeyi  
Ve sonunda
Ebediyete kadar susmayı öğrendim.

Müge İMGA

16 Aralık 2014 Salı

Ve

Öyle büyük ön yargılar vardır ki
En büyük karlı dağların zirvesinden
Yuvarlanarak dev bir çığ haline dönüşmüştür.
Ve öyle büyük günahlar vardır ki yargılanır yargılanır sonu gelmez mahkemeler de


Ve
Vicdanın, en huysuz avukatındır.
Ben haklıyım dedirten
Canını suçsuz yere yaktıkların senden bir haberdir.
Sadece sesini Allah işitir.


Ve
Bir sabah uyanırsın
Bir avuç dolusu kum gibi savurduğun kara dualar yağar başından aşağı
Hiç beklenmedik hiç olmamış rahatsızlıklar seni bulur fark etmez.
İsyan edersin.
Fark edemediğinden yine aynı varlıkların yüreğini burkar yaralar.
Yüreği bembeyaz güvercinlerin umut kanatlarını kırarsın.

Kara kaya üstünden

Yaşlar dökülür durmadan
Omzuna gerek kalmadan
İçine dokunmuş yaralar açmışlardır.
Gideceğin tek yer bir kayanın üstüdür.
Her öğün ağlamak istersin üzerinde
Mavi deniz alıp saklarken sesini
Bakmışsın gıpgri olmuştur.

Ne biri ölmüştür.
Ne biri uzaktadır.
Ne bir hasretlik ne de bir hiddet
Sadece koskocaman bir yalnızlık
O kadar büyüktür ki;
Çocukken içini pamuktan sandığın göklerdeki bulutlar kadar
Seni öyle bir sarıp sarmalamıştır ki;
Kimse senin aslında kimsesiz olduğunu hissetmez.
Üzgün olduğunda her açtığın telefonun ucundaki sesin ya işi vardır.
Ya o telefon hiç duyulmaz cevaplanmaz.
Beni aramıyorsun diyenler
Bir kimsesi yok iken boş oturur iken seni hatırlayanlardır aslında.
Müge İMGA

26 Kasım 2014 Çarşamba

19 Kasım 2014 Çarşamba

Yaşam



Hayat bir film mi yoksa
Fark edilmeden çekilen
Bir dakika sonra ne olacağı belirsiz
Hem yazan hem oynayan olamadığımız
Tutuğumuz kaleme müdahale olan
Hayatın tamamını çizdiğine kararlı kesip atarken
Taşlarını dizdiğini zannederken
Kum dan kalelerinin yıkan
Bir peri ya da şeytan gelip tavrını koyan
Seni beklemediğin yereler taşıyan
Ya batıran ya da çıkaran
Bazen su yuttuğun  bazen kulaç attığın okyanustur.

Müge İMGA

Sen


Çocukluğumsun sen benim
Kalbi kıpır kıpır eden
Beyaz fırfırlı elbisesi
Bukleli saçlarıyla sokaklarda koşuşan küçük bir kız çocuğusun
Umut dolu yarınlarımsın
Başımı yasladığımda
Dünya umuruna gelmeyen huzurumsun.

Müge İMGA

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Martı

Sevdiğim git yanımdan
Şimdi sevsen bile çok geç artık
Kıyametin içinde sıkışıp kalmışım
Acılar içinde kararmış her yer

Yaşantıma gözlerini dikmiş her dilden kocaman bedenlerde
Film şeridi olmuş hayatım.
Kimine göre malzeme kimine göre vicdan muhasebesi olmuşum.
Kapkara örtü serilirken çığlıklar içinde yağmurlar düşmüş üzerime.

Leylekler getirdi demişlerdi.
Şimdi bir martıyım nereye gittiğimi bilmeyen
Beyazlar içindeki ablalar bir yere götürürken
Uğultular geliyor kulağıma "Hatalıydın" diyen
Sadece sokağa çıkmış yürürken
Ne kadar suçlu olabilirdim ki ben?

Müge İMGA
 

2 Mayıs 2014 Cuma

Mutluluk

Rüzgar eser
Usulca sözcükleri kulağına üfler sanırsın.
Dalgalar kumlara kavuştukça
Bahsettikleri bir şey var sanırsın.
Güneş doğar,
Medet umarsın
Gökyüzüne uzun uzun bakar yıldızlar göz kırpar sanırsın
Bir de ey de başını kendine bak dost
Gözlerden okunur
Saçlardan akar
Ellerden süzülür.
Ağızdan dökülür.
Yürüyüşünden görülür.
Yayılır halkalar halinde.
Mutluluk, içimizde.

Müge İmga

19 Nisan 2014 Cumartesi

Gelgit

 Ömrü yapraklar gibiydi
 Oradan oraya savruldu
 Rengarenkti günleri
 Çiçek açmıştı gözleri
 Yanındaydı herkes
 Gülerken güldüler
 Hüzünlüyken yoktular
 Aşkın acısını da
 Kötümserliğin sonunu da çekti
 Astı yüzünü
 Kararttı kendi elleriyle hayatını
 Sarardığında kalmadı kimse

 İyi gün dostuydu herkes
 Dostlukta yanlıştı,
 Onun değil
 Sevincin hayaletleriydi onlar
 Mutluluğun yanındaydı hepsi

 Hayatı, gözleri kapalıyken gördüğü rüyadan
 İyimserlikten ibaret,
 Ta ki düşene dek,
 Attı betti benzi
 Kaldıranı olmadı
 Sırt çevireni oldu
 Sandılar yeniden doğar yine,
 Yanılmıştılar.


 Müge İmga

18 Nisan 2014 Cuma

Sese yürü

Vav gibi eğil bu yoldan çekil git dediler.
Elif olursan alır başını gideriz dediler.
Yek oldum acılar ok gibi yağarken
Bedenimde bir gül doğdu yüreğimde
Ne arkamda bir destek ne bir önümde kılavuz
Mayın tarlalarından geçtim
Şehrin surları üzerime geldi dalgalar peşi sıra kovalar oldu
Geceler haram gözyaşları içtiğim sular oldu.
Bir ses üfledi yüreğime hep
Haydi haydi gel bu yoldan gel bu yandan.


Müge İmga

3.kişi

Ne söyleyebilirim ki
Hak iddia edebilir miyim ki
Sev diyemem
Kal diyemem
Bir başkasını takmışken koluna
Çektirmişken fotoğrafı
Yüzünde kocaman bir tebessümle
Dalga geçer gibi
Benimleymişsin gibi
Aranıza paravan
Yanınıza set
Üçüncü bir kişiyken
Halen benle gibi davranmaktayken
Atabilseydim kahrolası bütün haberleşme cihazlarını
Arabadan, evden çevremden
Taşınsaydım var başka diyarlara.

Müge İmga

 

Ada

Kimsenin uğramadığı gönlünde
Büyüttüğü saf ve temiz sevgisinde
Hep var olan düşünce
Elbet bir gün doğru insan
Bu ıssız adaya uğrayacak

Öyle inandırıcı inceleyecek ki onu
O ipiri gözleriyle
Ada yalnızlığını
Birdenbire unutup
Üzerinde dolaşan bu canlıyı
Tüm sahile vuran dalgalardan
Koruyacağına söz verecekti
Ta ki o adaya yeni bir vapur gelip de
O canlıya yeni bir umut ışığı doğana dek
Yani sonsuzluğa dek.

 
Müge İmga

Ağaç ve kuş

Yüreği kocaman kendi minyon
Hayatı seven çevreye tebessümle bakan
Kendi yolunda prensipleri ışığında ilerleyen
Yolunda uçarken

Büyük bir ağaca kanatlarını çarpar.
Oracıkta yaralanan kuş
Unutulmaz ıstıraplar çekeğini sanar
Bunun bir dönüm noktası olacağını bilmeden.


Müge İmga

Ah bu şehir!

Ah! Bir gidesim var buralardan
Toplasam tası tarağı
Kaçsam bilinmeyenlere
Plansız gözümü yumduğumda
Hayal ettiğim fotoğraflar gibi
Hiç bir tanıdık simanın olmadığı
Yeni insanlarla dolu
Kalabalık içinde mi?
Issız bir ada da mı ?
Nasıl bir çekip gitme duygusudur bu
Hem bağlı hem özgür olmak
Ne onla ne de onsuz olabilmek
Dar gelir o koskoca bulvarlar
Kısalıverir o uzun yollar
Üstüne gelir basar boğar
Tanıdık yüzler sıkıntı
İşler tek düzedir.
Kimse tutamaz dersin ama
Birkaç seven olmasa kim tutar ki zaten
Bu ne onla ne de onsuz şehirden
Kaçmayı düşünme vakti
Hatırlatıverir esirliğini
Çıkıp gitsen bile bir süreliğine
Dönüverirmiş bulursun kendini
Mıknatısla çekilmişçesine ensenden
Esir almıştır her geleni
Belki tarihin gizli sırrıyla
Bir büyüyle bağlanmıştır
Belki de görünmeyen kelepçelerle.

Müge İmga

 

Ah o Ay!

Deniz kenarında oturmaktayım
Derin düşünceler içinde
Kafamı kemiren kararsızlıklarla
Sesler konuşmakta
Sol yanım farklı
Sağ yanım ondan apayrı
Susmak bilmiyor uçuruma sürükleyenler
Rahat bırakmıyorlar kendin karar veresin
Her dalga vuruşu
Sanki bir şeyler söyler gibi
Gerçekleri gösterir gibi
Ama o Ay yok mu?
İnsanı mantığından uzaklaştıran
Doğrudan hayallere sürükleyen ah o Ay
Gündüzün sert gerçeklerini örten
İnsana bir yalnızlık
Evinin bir köşesine sinme duygusu
Ah o Ay!

Müge İmga

Aklımda

Kısacık bir yolda
Güneşin altında
Yolların ebediyete uzanışını isterken
Aniden döndün köşebaşından
Geçen saatlerin durmasını isterken ardından
Arkandan bakakalırken
Işıklı yolda kayboldun adeta
Koşamadım ardından
Çivilendim olduğum yerde

Güneşin beni değil
Kalbimi kavurdu
Giden sen değil
Gölgen oldu
Yüzüne bakamadığımdan
Arkandan doya doya baktım son birdefa

Korktum;
Arkana dönüp bakacağından
Geri gelmeyeceğinden
Hayatın anlamsızlaşacağından
Kimsenin senden güzel olmacağından
Kimsenin senin yerini tutamayacağından
Bir daha o güzel sözlerini işitemeyeceğimden
Kimsenin senin yerini tutamayacağından

Seni eğer unutamazsam
Ne yapabileceğimden
Derdime çare bulamayacağımdan
Dermanım olacak biri daha olmayacağından
Korktum.

Müge İmga